|
|
yeraltı edebiyatı5808 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Metal4054 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
felsefe2919 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
edebiyat2844 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
kitap1316 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
şairler ve şiirleri224 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
alt kültür41 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
Satılık neşelerden düştü elime, üç kuruşluk umutlar, 200 promillik sofralarda yitirilmiş yüzler, dibi derin mevzular ve daha neler neler. Bütün bunlar eşliğinde varlığımı yokluğumla yaftaladım, ne ben kaldım ne de ‘ben’i kusan bir yüz…
Sakın nefes alma!
Benim geometrik bütün harflerim dudağında, ve bütün zehrim. Senin hüzünlerinin pıhtılarını toplarken, hayatımın ebemkuşağında, bıraktım onları dudağına. Bütün delilleri attım cadı kazanlarına. Sorma bana, geceleri neden bu kadar uzun diye. Sana uzun uzun mevsimsel döngüden bahsedecek kadar anlamam seni. Fizik, dönüşümlerden bahseder ama ben döneceğin şeye tahammül edemem, yoksayarım seni. Yadsırım acılarını, acılarına tutunma şeklini yadırgarım, tuhaf bir çelişki içindeyim. Bütün oyunları kaybederim, elimdeki kağıtlara bakmadan masaya bırakırım seni, tek istediğim vazgeçilmez olduğunu ispat etmektir kendime, sadece bu yüzden ne krallıklar yaktım ben. Sen beni göklere çıkarırsın, ben yerin altında köstebeklere yol sorarım. Ben ayıkken eline boş bir kadeh tutuştururum, dipteyim beni bul diye ve diğer elimle kadehi elinden alır çarparım duvara, beni bulma ihtimalin korkutur beni, buna hazır değilim henüz ben bile.
Sakın nefes alma…
Son nefesimi iliştirdim dudağına ve unutmaktan korktuklarımı.
Sakın nefes alma…
safran rengi güz
ayağımda mavi kunduralar
elimde kırmızı balonlar
buruk vedalar
eskimeyen masallar
bavulumda her şey var
Sanki ellerindeki benim yüreğim değilmiş gibi, çarpıyordu masaya sandalyeye. Saatlerdir odada dolaşıyordu, adımlarını midemin hemen üzerinde hissediyordum. Kapıya yaklaştığı an kalbim hızla atmaya, yerinden doğrulmaya çalışıyordu. Oda küçülüyor küçülüyor, ben de onunla birlikte küçülüyordum. Nefes alamıyordum, içindeki bütün havayı kendi tüketir gibiydi. Adam heran gidebilirdi. Korkuyordum. Çünkü karanlık büyüyecekti, o yanında ışığı da götürecekti. Ve ses, sessizlikten ürkerim ben, onun kapıya yaklaşan adımları kadar acıtır canımı. Eşyalar odanın hakimi olur, hükmüm geçmez hiçbirine. Saçlarıma dokunurlar, gözlerime, derimi soymaya başlarlar, hiç seslerini çıkarmadan, benim çığlıklarımla dansederler. Ama ses, içimdeki sesleri susturur.
Neyse ki oturdu ve gözlerini kapattı, oda da uykuya daldı, perdenin ardında ki cılız ışığa günün son selamını verdim gözyaşlarımla, uyudum. Daldım rüyamdaki geniş, aydınlık odaya, başladım bütün eşyaları pencereden atmaya, adam kapıyı çaldıkça, yüksek sesle şarkı söylemeye. Oda büyüdükçe büyüdü, duvarlar yıkıldı.
hali vakti yerinde bir yalnızlık kondu avuçlarıma, boğmak istedim, içindeki karanlığı kustu ellerime...
Mavi bir sofrada oturuyorduk, harfleri bardağa doldurup yudum yudum içiyorduk, zahiri bir sızı yokluyordu ellerimizi, gözlerimizi, tükenmiyordu testi boşaldıkça yeniden doluyordu, üstelik gecenin en karanlık anına denk gelmişti “gün doğmaz” deyişim, siz güldünüz, gece de ben de eşlik ediyordum size, gün doğarken üzerimize.
evrensel bir cümleyle
içeri girmek için hazırlamıştım kendimi
içeride katil
evrensel olanların kıyım günüymüş
lokal bir hüzünle ayrıldım oradan
ardımda zikzaklar çizen zamansa
kalmıştı bıraktığım yerde
milimetrik bir vedayla kaçırdım
son treni
çok uzun değildi söylediklerim
ama istasyon tıka basa dolmuştu
hoşçakallarla
masada kedi dolaşıyor
senin elinde süt
masada kan kokusu geliyor
kedinin mi eline düştü yüreğim